« Önceki |

Vakfın eski hali 
Vakfın eski hali 
Vakfın eski hali 
Vakfın eski hali 
Vakfın yeni hali 
Vakfın yeni hali
Vakfın yeni hali
Vakfın yeni hali
Gayesi :
İlim, fikir ve sanatta Türk milletine has târihten gelen değerleri esas tutarak, nesilleri, millî bir düşünce ve sanat merkezi etrafında toplamaktır. Bu gayeye erişmek için ilim ve fikirde, sanatta, dilde, sosyal sahada ve neşriyatta muhtelif çalışmalar yapmaktadır.
İlim ve fikir'de:
Akademik konferanslar, seminer ve sempozyumlar, sohbet toplantıları ve anma günleri.
Sanat'ta:
Türk süsleme sanatları, hat, klâsik ve Türk tasavvuf musıkîsi kursları.
Dil'de :
Kubbealtı Misalli Büyük Türkçe Sözlük, Osmanlı Türkçesi kursu, Aruz kursu ve Türkçeyi Düzgün ve Doğru Konuşma Kursu
Neşriyatta:
Dil, târih, edebiyat, sanat, tasavvuf alanlardaki eserler ile nota, CD ve kasetler.
Sosyal sahada:
Burslar, sosyal yardımlar, konser, gezi, iftar, yemek ve kermesler.
Köprülü Medresesi Hakkında
Köprülü Medresesi 1662 yılında Sadrâzam Köprülü Mehmed Paşa tarafından yaptırılmıştır.Medrese odaları revaklı bir avlunun etrafında L şeklinde sıralanmıştır.Yapıda bugün 9'u tam 1'i yarım olmak üzere 10 oda bulunmaktadır.1984 yılında Kubbealtı'na tahsis edilmiş olan medrese vakfımız tarafından eski harap vaziyetinden kurtarılmış ve bugünkü temiz bakımlı hâline getirilmiştir.Medresedeki odalarda birer ocak ve ikişer dolap nişi bulunmaktadır.
Vakıf Kurucularının Vasiyetnamesinden...
"...Kubbealtı Akademisi Kültür ve San'at Vakfı gibi, millî irfan ve san'ata hizmeti gâye edinmiş bir müessesenin gelişme ve devamı için maddî fedâkarlığa duyulan ihtiyaç, aşağıda bildirilen mal ve mülkümüzü Kubbealtı Akademisi Kültür ve San'at Vakfı'na devretmeyi bizler için vicdan borcu kılmıştır. Öyle ki, gençliği bağrında toplamakta bulunan bu ocağın mensuplarının zihnî ve ruhî bir düzen içinde yetişmelerine gayretin, ibâdet gibi temiz, mukaddes bir millî vazîfe ve vicdan borcu olduğuna inanmış bulunuyoruz.
Hareket noktamız bu olmakla berâber, her müslümânın fikir ve gönül dağarcığında bulunması gereken bir Hak kelâmı, hayâtımız boyunca bizi, çevremize maddî manevî imkânlarımızı açık tutmaya sevk eylemiştir. Cenâb-ı Hak Kur'ân-ı Kerim'inde: "Ve mâ leküm illâ tünfiku fî sebîlillâhi mîrasü's-semâvâti ve'l-arz..." (Ne oluyor size ki iman ettikten sonra da Allah yolunda harcamıyorsunuz? Halbuki göklerin ve yerin bütün mîrâsı Allah'ındır.) dediğine göre, O'nun vermiş olduğu mal ve mülkü, gene O'nun kullarının istifadesine arz eylemek, insanoğluna gurur değil, ancak şükür vermelidir vesselâm."
Vâkıflarımız
Vakfımıza menkul veya gayrımenkul bağışlayan; kıymetli eser, koleksiyon ve telif kitap bırakan büyüklerimizi hayır ve rahmetle anıyoruz.
1 - Sâmiha Ayverdi (1905 - 1993) Edebiyatçı, mütefekkir
2 - Dr.Ekrem Hakkı Ayverdi (1899 - 1984) Yük.Müh.Mimar, mimarlık târihçisi, mütefekkir
3 - Nihad Sâmi Banarlı (1907 - 1974) Edebiyat târihçisi, mütefekkir
4 - Ord.Prof.Dr.Ali Fuad Başgil (1893 - 1964) Hukuk âlimi,siyâsetçi, mütefekkir
5 - Fevziye Abdullah Tansel (1912 - 1988) Edebiyat târihçisi
6 - Ahmet Refik Sağkol (1904 - 1989) Memur,Mevlevî şeyhi
7 - Azize Temel (1908 - 1981) Ev hanımı
8 - Nuriye Hayırlı (1920 - 1982) Edebiyat öğretmeni
9 - Fatma Aközsoy (1906 - 1996) Bankacı
![]() |
Sâmiha Ayverdi, 1905 Ramazan’ının Kadir Gecesi’ne rastlayan 25 Kasım günü, İstanbul Şehzadebaşı’nda dünyaya gelmiştir. BabasıPiyade Kaymakamı (Yarbay) İsmail Hakkı Bey’dir. Ayverdi, babasına atfen, dedesinin soy kütüğünün Ramazanoğullar’ına kadar uzandığını nakleder. Annesi Fatma Meliha Hanım’ın ataları Kanuni’nin Budin seferinde şehit olmuş (1541) ve oraya defnedilmiş Gül Baba’ya kadar uzanır. Ayverdi, Kubbealtı Akademi’sinin kurucu üyesidir. Ayrıca, İstanbul Fetih Cemiyeti, İstanbul ve Yahya Kemal Enstitülerinde faal üyeliklerde bulunmuş, Türk Kadınları Kültür Derneği İstanbul Şubesi’nin kurucu üyeliğini yapmıştır. Ayverdi, hizmetlerinden dolayı, 1978’de “Türkiye Millî Kültür Vakfı Armağanı” ile taltif edilmiş; 1984’te kendisine, Millî Kültür Vakfı Tarafından “Türk Millî Kültürüne Hizmet Şeref Armağanı” takdim edilmiş, 1985’de “Yeryüzünde Birkaç Adım” isimli eseri münasebetiyle Boğaziçi Yayınları tarafından “Boğaziçi Başarı Ödülü” verilmiş; 26 Nisan 1986’da, Türk Edebiyat Vakfı tarafından “Millî Sanata Hizmetlerinden ötürü” bir plaket sunulmuştur. | |
|
|
|
|
|
Ben Ezeli Bir Mağlubum
"Mektuplarını üzülerek okudum. Sen ki son liman, son ümit, son dost, ilk ve son sevgilisin.
Sen ki yıldızım, sen ki annem, sen ki çocuğumsun..acılarımla hırçınlaştığına üzüldüm.
Istıraplarım çok mu çirkin,çok mu çocukça? Onları senden mi gizleyeceğim?
Sahneye maskeyle çıkmak! Ben aktör değilim.
Sesinin tonunda minnacık bir soğuyuş hissettiğim an yokum. Acılarımın kaynağı sensin, evet ama hayatımın kaynağı da sensin, senin için ve seninle yaşıyorum.
Sen uçuruma yuvarlanırken tutunulan dal, sen vaha, sen bütün hayal kırıklıklarımın dudaklarında ümidleştiği kadın."
*
"İki yıl önce bu akşam bir rüyaydınız, bilinmeyendiniz.."
*
"Sen bütün kitaplardan daha derinsin, sana yazdığım mektuplardan utanıyorum, kendi kendini oku.
Muhammed'e nasıl iman ettiklerini anlıyorum.
Tek mucize kelam. Kelam, yani sen."
*
BİLİYORUM Kİ BENİMSİN
"Ve gece bir deniz kızı gibiydi. Şarkılarla başladı yıldız yıldız; köpük köpük.
Kah bir çöl rüzgarı gibi yakıcı, kah bir çöl gecesi kadar serin.
Hangi beste sözün musikisiyle, sözün füsunuyla boy ölçüşebilir.
Kelime kanattır, kelime buse.
Ve gece bir deniz kızı gibi başladı. Harikulade gözleri vardı gecenin.
Ve saçları bir kucak alevdiler ve dudaklarında bütün yaraları kapayan, bütün zilletlerin hatırasını silen bir iksir.
*
Salzburg tuzlalarına atılan kuru dallar, bir zaman sonra bir kristal hevengi olarak çıkartılırmış; artık dal kaybolurmuş,
gözleri kamaşırmış insanın. Kainatta farkına vardığımız her yeni güzellik, bizi hayrete düşüren bir keşif olup çıkar.
Aa, deriz, tıpkı onun sesi, tıpkı onun bakışı, tıpkı onun kahkahası.
Kristalizasyon yüzünden günün birinde kendi yarattığımız bir hayale aşık olduğumuzu, hayretler içinde görürüz.
Tecrübe güvensizlik yaratır. Gittikçe kristalizasyon kabiliyetimiz azalır.
İkinci aşk, yozlaşmış bir aşktır.
Aşkın hazları, ilham ettiği korkular ölçüsünde büyüktür.
*
Yalnız seninim. Ve yalnız beni düşündüğün müddetçe aşkımızın ömrü ebedidir.
Büyüyü ancak ihanetin bozar. Manevi ihanetin.
Bir an için gözbebeklerinde raksedecek herhangi bir yabancı hayal, o zaman bu rüya bir kabusa döner ve bir uçurumun kıyısında uyanırsın.
*
MEKTUPLARIN BÜYÜLÜ BİR AYNA
Kendimi bir mektupta seyrettim. Büyülü bir ayna idi bu.
Bu aynada bütün paslarından arınmış ve tanrılaşmış bir Cemil Meriç vardı. Senin Cemil'in. Bu aynada ikimiz vardık.
Eriyen, dağılan, kaynaşan ikimiz. Abélard ile Héloise'i hatırladım.
*
Geçen devirlerde yaşamak, yani derinleşmek ve ömrü alabildiğine uzatmak.
Başka ülkelerde yaşamak, başka insanlarla acı çekmek, başka insanlarla gülmek.
Damlayken denizleşmek. Ve an'a ebediyeti sığdırmak. Kalbini bütün heyecanlara açmak.
Yani sınır taşlarını devirmek, çağların ve politikarın sınır taşlarını. Bütün insanlığı aynı büyük aşk içinde birleştirmek.
Sanat, en yüce sanat, bir "communion" değil midir?
Sanatçının tek vazifesi vardır bence: insanları birbirine sevdirmek. İki insanı veya iki milyar insanı.
Sanat bir heyecan seyyalesiyle kilometrelerin ve asırların ayırdığı kalpleri birleştiren büyüdür.
*
Karanlıklardayım. Ve cinnetin sesi yüzümü kamçılıyor; bir baykuş kahkahası, bir kobra ıslığı...Karanlıklardayım.
Zindanımı aydınlatan tek ışık cıvıltılarınızdı. Yıldızım benim. Ve uzaklardasınız.
*
Çöldeki kumlar gibi susuzum, canım benim, çatlayan topraklar gibi susuzum. Ve mektupların nisan yağmuru.
Hind'in turnaları gökkubbeden dökülen damlaları toprağa düşmeden içerlermiş. Kelimeler alnımı, ruhumu serinleten birer buse. Onları senin ellerin yazmış, güzel ellerin.
Bir afyonkeş gibi akşamı bekliyorum. Postacı geç uğruyor..
Bu acılar saadetin gölgesi, bu acılar vuslatın dikenli yolu. Bu acılar araf.
*
Sen yıldızlarla dosttun, kumsalda böceklerin vardı. İnsanlar yabancıydı senin için, benim için düşman.
İkimizde gurbetteydik. Karşılaşsak tanıyamazdık birbirimizi, bana gülümsemezdin, ben çekinirdim yanına yaklaşmağa, hisarım, gururdu.
*
SİZDE İDEALİ BULAMADIĞIM ZAMAN
Bir uçurum gibi büyüyen sükut, hayattan, ışıktan, ümitten kopuş.. Nihayet gönlüme baharı getiren sesiniz.
Kırık bir tekne, karanlık bir deniz. Ufukta siz olmasanız hayat denen bu yolculuk, bu rezil, bu pespaye, bu komik sürükleniş dayanılmaz bir çile olurdu.
Yeniden kendimi buldum mektubunuzda, ömrümün en kederli anları sizi kaybettiğimi sandığım anlardı: Şubat'ın ilk günleri, Ankara. Gökkubbenin bütün yıldızları başımda parçalandı ve güneş kahkahalar atarak uzaklaştı ufkumdan ve gece, ıslak, yağlı, isli bir gece bütün benliğimi bir ahtapot gibi kucakladı.
Kimsiniz?
Otuz yıldır gördüğüm rüya.
*
Arzın bütün mevsimleri vardı mektuplarında, göğün bütün ışıkları vardı. Şimdi yıldız yıldızdı kelimeler, şimdi şimşek şimşek.
Arada gök kararıyordu. Sonra vuslat gibi güzel bir fecir. Mektupların fırtınayla doluydu, meltemle doluydu, lema ile doluydu, yani Lamiamla doluydu. Kuşlar tarladamı şakıyorlardı, içimdemi?
*
Merhaba canım benim. Sen aşkın bütün hazinelerini büyük bir titizlikle fatihine saklayan gerçek kadın.
Yalnız kelimelerin değil, rüyaların bile bakir.
*
Rüyalarını ver bana, kendini değil. Olmak istediğin gibi görün, olduğun gibi değil.